Ali Ekrem Bolayır'dan Suut Kemal Yetkin'e

Sevgili evlâdım Suut,1

Mektubuna çok, pek çok teşekkür ederim. Bu hiss-i şükranım (bu şükran duygum) kendi işime bakmandan ziyade insanlığa merbutiyet (bağlılık) göstermenden neş'et ediyor, emin ol! Ben insaniyetten hususiyle insaniyetin ümid-i âtisi (gelecek umudu) olan şebaptan (gençlerden) o kadar meyusum ki (kırgınım ki) Suut, senin vefakârlığın ölü kalbime kış güneşi gibi tesir ediyor. Ah, kaç genç, kaç evlât hitabına mazhar ettiğim (kendi­lerine çocuğum diyerek onurlandırdığım) insan beni unuttu, yüzüme bakmaz oldu, selâm vermek bile istememeğe başladı! Bunların arasında yalnız ma­nen değil, maddeten de velinimeti olduğum çocuklar vardır. Vakıa ben iyi­liğe kemlik düsturunun isabetini (yerindeliğini) bilmeyecek budalalardan değilim, mukabeleye karşılık verilmesini intizar da etmem (beklemem); lâkin evlâtcığım insanlar arasında her kaideye (kurala) istisna teşkil eden (kural dışı olan), her manasıyle insan olan vücutlar da vardır. Müstesna (kural dışı) olarak bunlardan birine tesadüf edemez miydim (rastlayamaz mıydım)? Bereket   versin ki işte sen bu müstesna insana numune oldun.

"Ben ne yaptım, ufacık bir işinize bakmak da bir meziyet olur mu?" falan deme: İnsanların büyüklükleri küçük iyiliklerinden teşekkül eder. Zat-i meselenin ehemmiyeti yok, lâkin beni minnettar eden tarzı hareketindir (davranışındır): Mektubun hiç teehhür etmiyor (gecikmiyor), ricalarımı günü gününe is'af ediyorsun (yerine getiriyorsun), bir saat bile kaybetmiyor­sun. Bunların hepsi vicdanın merbutiyetine delâlet eder (yürekten bağ­lılığını gösterir), işte benim şimdiye kadar beklediğim, aradığım da bu idi. Var ol Suutçuğum. Sonunda sen de işi vefasızlığa, hodperestliğe (kendini beğenmişliğe) dökmezsen kalbimdeki büyük mevkiini (yerini) muhafaza edersin (korursun).

Matmazel Şambi'ye teşekkür ederiz, lâkin yazacağım dediği mektup gelmedi.2 Flütlerin gecikmesine canım sıkıldı ama, ne yapılır? Sabır ve sükûnetle bekleyeceğiz. Sen ara sıra uğrar da bana flütlerin nihayet geldiğini yazarsan, hususiyle ne zaman gönderilebileceğini haber verirsen pek mem­nun olurum. Matmazel Şambi güzel mi ? Hiç olmazsa güzelce mi ? Akrep bâ-nu, hayye (yılan) hanım sırrına mazhar (sırrına ermiş) bir acuze ise benim hatırım için ikide bir suratına baktığından dolayı afvini (beni bağışlamam) temenni ederim (dilerim)!

Mensurelerini ayrıca bastırmak fikri pek iyi. Eserin çıkınca bir mü­talâa yazarım. Beni sorma: Şiir âleminde mest-i aşk (aşktan mestolmuş) bir haldeyim. Anka'mı, daha doğrusu "Tâir-i İlâhi"3 (Tanrısal kuş)mi bilirsin. Sana bazı parçalarını okumuştum sanırım. Bu parçaları hep 1922 senesinde yazmıştım. îki buçuk sene esere elimi süremedim. 1925'te peri-i ilham (ilham perisi) asumandan indi, geçen bahar ve yaz Tâir'in mevcuduna bir mislini daha ilâve ettim, kitabımı ikmal etmeğe az bir şey kaldı. îşte bu sene de son kısmını yazıyorum. Şimdiye kadar yazılan parçalar bin yedi yüz beyitten fazladır, daha iki, üç yüz beyit yazılacak. Çok bir şey değil ama, en güç kısmı da bu. Bakalım ne zaman ikmali müyesser olacak. Koca bir destan olan bu eserimi ikmal ederek bastırabildiğim gün ne kadar sevine­ceğim! Ah Suutçuğum affet: Sana son eserimi gönderememişim, işte bu mektubumla beraber postaya veriyorum. Hemen hepsi bildiğin şiirlerimdir, mamafih Vicdan Alevlerfni okuyacağından eminim. Fikirlerini açıkça yaz bakayım. Gözlerini öper, mektuplarını beklerim oğlum.

9 Şubat 1926

Ali Ekrem

Adresimi işte bir daha yazıyorum. Artık inşallah unutmazsın: Bomonti Kağıthane Caddesi 28 numara, yirmi sekiz,  28.

1 Ali Ekrem Bey'in 1025-1930 arasında, Paris'te öğrenci iken bana yazdığı elli kadar mektubu vardır. Bunlardan eser-i cedid üzerine kamış kalemle yazılmış olan kimileri 16 sayfayı bulur.

Haziran 1930'da yurda döndükten sonra da Konya, Ankara ve Edirne'de görevli bulunduğum sıralarda bu mektupların ardı kesilmemiştir. Hocamdan aldığım son mektup 1933 haziranına rast­lar. Ekim 1933'te ise istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine doçent olarak atanmıştım. Bu tarih mektupların son bulduğu tarihtir. (S.K.Y.)

2  Ali Ekrem Bolayır, çok güzel flüt çalardı, flütünü Mile. Chamley'nin mağazından satın
almıştır. (S.K.Y.)

3  Tâir-i tlâhi, hocamın yıllarca üzerinde çalışıp bitirdiği ve bir türlü bastıramadığı uzun
bir şiirdir. Ölümünden önce, yanılmıyorsam, Üniversite Kitaplığına armağan etmişti en çok sevdiği
eserini. Edebiyat üzerinde doktoralarını yapanların bu uzun şiire eğilmelerini dilerim. (S.K.Y.)

 

Bu yazıyı paylaşın