Ali Ekrem Bolayır'dan Suut Kemal Yetkin'e 2

Suut oğlum,

Bugün de bir mektup ister misin? Elbette! Lâkin bunu böyle devam edecek sanma. Kâşki devam edebilse: Senin kadar sevdiğim bir evlâdıma hitab etmek, o canımdan ziyade sevdiğim edebiyat hakkındaki fikirlerimi anlatmak ne saaddettir! Hayfa ki (yazık ki), sen de bilirsin, âlemde (dünyada) kebuter-i saadet (mutluluk güvercini) kadar ömrü az bir kuş yoktur; âşi-yan-ı kalbe (kalp yuvasına) konmasıyla uçup gitmesi arasında bir lemha-i basar (göz açıp kapanması kadar) ancak hissolunur. Rahatsızdım, bayram için bir haftadan ziyade tatil yaptılar, evimde oturdum, bol vaktim vardı. Muttasıl (boyuna) seninle konuştum. Şimdi hepsi bitti. Bugün henüz da­rülfünun (üniversite) başlamadıysa, darülhayat (yaşamevi) harekete geldi: Dışarıya çıkmaya mecburum ve artık sana kim bilir ne zaman mektup yaza­bilirim? Bari bu sabahımı da sana vereyim:

Pek erken kalktım, yeni bir kisveye giren Les Annales mecmuasını oku­dum. 30 mart tarihli ve 2283 numaralı olan bu nüshayı mutlaka al oku: Pol Burje'nin (Paul Bourget) Aînes et Cadets unvanlı (adlı) mektubunu hassaten (özellikle) dikkatine arz ederim (sunarım). Burje ile benim aramız­da bir ihtilâf-ı zahirî nümayandır (aramızda anlaşmazlık varmış gibi bir dış görünüş görünmektedir), fakat aldanma: Hiç de birbirimizden ayrıl­mıyoruz. Burje'ye göre şebabe (gençlere) nasihat (öğüt) vermek doğru de­ğilmiş, Ten (Hippolyte Taine) Bodler'i (Charles Baudelaire) beğenmezmiş ama, sonradan Bodler'in bir dâhi olduğu anlaşılmış... ilh. Pol Burje ce­napları lütfen yalan söylüyorlar! Çünkü doğruyu söylemek iş-i âlilerine (!) gelmez: İhtiyar yahut sinnikemâle (olgunluk yaşına) ermiş ediplerin en kork­tukları şey nedir bilir misin? Kadelerin (Cadets=küçük kardeş), genç er-bab-ı kalemlerin kendi aleyhlerine ittifakı (genç yazarların kendisine karşı birleşmeleri)! Bu eneler (aine=büyük kardeş) bilirler ki o kadeler kendileri­ni beğenmezler; yeni bir çığır açmak için ihtiyarları beğenmemek mecburi­yetindedirler hatta! Halk ise yeniliğe bayılır. Şimdi eskiler yenileri tenkide başlar başlamaz yeniler de eskilere hücuma başlar ve zahiren de olsa (gö­rünüşte de olsa) galebe (üstün gelme) yenilerde kalır. İşte bu hali pek iyi bilen Burje irtika etmiş olduğu (yükselmiş olduğu) zirvei şöhretten (şöhret tepesinden) düşmemek için kendini şebabelere (gençlere) nasihat vermekten âciz gösteriyor! Böyledir Suut: Beşeriyetin (insanlığın) fevkinde bir hüsn-ü ebedî (ölümsüz güzellik), bir feyz-i ilâhî (Tanrısal verimlilik) olan "sanat"-m ruhuna da beşeriyet menafi-i hasîsesinden (bayağ çıkarlarından) çamur­lar sürer! Mamafih (bununla birlikte) dikkatle okunursa Burje'nin ne demek istediği anlaşılır. Hele, "gençlerin ihtiyarlar tarafından mahkûm edilen asar-ı edebiyyeye (yazın yapıtlarına) karşı gösterdikleri heyecanlı merbutiyet (bağlılık) ekseriyet üzere (çoğunlukla) mübalağakâranedir (abartmalıdır). Hele bu merbutiyet (bağlılık) eskilerin suret-i umumiyede (genellikle) in-kâr-ı mezayeti (meziyetlerinin inkâr edilmesi) derecesine varınca zalimane (zalimce) olur." sözleri edîb-i şehîrin (ünlü yazm adamının) muzmer-i vic­danıdır (vicdanında gizli): Ey gençler bize hürmet edin. Burje'nin mektubunda benim'en ziyade hoşuma giden söz ise Şekspirden (Shakespeare) naklettiği "her şeyin fevkinde (üstünde) olarak kendi kendine karşı doğru ol" cümlesi­dir. Sana ben bu sözü kaç defa (kaç kez), belki daha güzel tekrar ettim! "Sen, sen ol!" Şekspir ile ittihat etmişim, (birleşmek) benim için ne mef­haret (ne övünç)! Bizim hoca kendini dev aynasında görmeğe başladı: Şimdi Burje, şimdi Şekspir oluyor deme sakın! Bu zevat (bu kişiler) ile benim ara­mızda İngiltere ve Fransa ile Türkiye arasındaki kadar büyük bir fark olduğunu ben bilmez miyim hiç? Fakat senin için, o büyük üdebadan (yazarlardan) bile müfidim (yararlıyım). Çünkü garazsız, ivazsız (hiç bir kar­şılık beklemeden) sana nasihatler (öğütler) veriyorum ve sen bu nasihatlere muhtaçsın; vatanın da Fransa değil Türkiye'dir. Hem biz dairei hususiyette (özel olarak aramızda) hatta bazan dairei mahremiyette (gizli olarak) konu­şuyoruz. Bahislerimiz (konuşmalarımız) matbuata (basma) aksetmek lâzım gelseydi bende kemali ihtiyatla (çok tedbirli olarak) söz söylerdim: Bizim gençliğin hücumu Fransa gençliğinin hücumundan çok müthiş olur, yine aradaki fark-ı azimden (büyük ayrımdan) dolayı. Böyle bir fark olma­saydı da yalnız terbiye dairesinde mukabeleye duçar olacağımı (karşılık göreceğimi) bilseydim ben Burje cenapları (pek sayın Burje) gibi ihti-yatkârane (çok dikkat göstererek) bir vaziyet takınmazdım. Çünkü Burje pek büyük bir edip ise de her Fransız kadar menfaatperesttir. Ben pek kü­çük bir edibim ama, hemen her Türk gibi alicenabım. Bir de bizde saha-i tenkit (eleştirme alanı) hayfa ki (yazık ki) asumanlar kadar vasidir (gökyüzü kadar geniştir). Gençlerimize filan gibi yazınız, filan gibi yazmayınız deme­den evvel (önce) lisan (dil), mantık, sanat, edeb (edebiyat) .... ilh. dersleri vermeye mecburuz. Zavallı şebabımız (gençlerimiz), mekteplerden bir şey öğrenemeden neşet eder (diploma alır). Hele lisan dersleri mekteplerimizde berbattır. Şimdi sen Fransa'da edebiyat bakaloryası almış bir genç tasavvur edebilir misin ki, yazılarında imlâ, sarf ve nahiv (dilbilgisi ve sözdizimi), belagat (dil uzluğu), sanat-ı tahrir (yazma sanatı) hataları bulunsun? Ya bizde bir genç var mıdır ki, liseden aldığı edebiyat şahadetnamesini (diplo­masını) doğruca okuyabilsin? Şu halde Burje'nin nasihatten (öğüt vermek­ten) ittikası (çekinmesi) Fransa için mahdut (sınırlı) bir saha-i efkâre (dü­şünce alanına), benim gösterdiğim tevakki (çekinme) Türkiye'de herkesi fevkalâde iğzab edebilecek (son derece kızdırabilecek) bir füshatzara (geniş alana) aittir. Yalnız seninle, bir de talebemle uğraşıyorum ve işte bundan dolayı samimî olabiliyorum.

Neticeye gelelim: Pol Burje'nin makalesini Fransa için oku, Bodler'i Fransa için sev; fakat Şekspir'in nasihatini Türkiye için kabul ve tatbik et, Bodler gibi bir şair olmaktan Türkiye için feragat göster. Ben Suutçu-ğum, seni vatanımızın şairi görmek isterim. Vatanperver şair demek istemi­yorum ha! Bu ayrıca bir fıtrattır ki (yaradılıştır ki) sende bulunmadığı gibi bugün başka hiç bir şairimizde de yoktur; hiç olmazsa şayanı dikkat derecede mevcut değildir. Lâkin "sen, sen" olursan Türk vatanının güzide (seçkin) bir şairi olursun.

Bir rica: Vaktin müsait olduğu bir gün bir mûsiki mağazasına, nota satılan büyük dükkanlardan birine gir de bana bir Catalogue pour musique de flüte alıp gönderiver. Gözlerini öperim.

6 Nisan 1927

Ali  Ekrem

Bu yazıyı paylaşın