Namık Kemal'den Recaizade Mahmut Ekrem'e

19 aralık sene 94 tarihli mektubunu aldım. Keyifsizliğine üzüldüm. Umarım ki benim hastalık gibi nezleden ibarettir. Lodosun mahut şidde­tinden beri, günde iki üç mendil kirletmedikçe kurtulamıyorum. Söyle­yeceğim lakırdı pek şairane değilse de, aradaki yakınlığa dayanarak yine söyleyim: Zaten pek sümüklüyüm. Lodos bilmem istanbul'da buradaki kadar şiddet gösterir mi? Burada estikçe, deprem buharlaşmış, yerin altın­dan rüzgâr âlemine çıkmış sanırdık. Ondan sonra bir poyraz çıktı, otur­duğum yeri bir dondurma kutusuna benzetti. Şimdi ise hava o kadar güzel, o kadar yumuşak ki, anlatamam. (...)

Hâmit, şiiri başka yola dökmüş diyorsun. Bir örnekçik göndermek yok mudur? Benim, vatandan sonra sevgilim edebiyat olduğunu bilmez misin? Söylediği şiir ne yoldadır? Belki biz de ardı sıra gideriz, hem mut­laka giderim. Güçsüzlüğü itiraf için sorumluluk olmaz ya! Ben, nesire ol­dukça hizmet edebildim; fakat şiiri istediğim yola getirmeğe gücüm yetmez; eğer o başarı olanağı varsa, seninle Hâmit'ten beklerim. Şimdilik pek az söylüyorum. Hürriyet şehitlerinden sayılırım, elim kalem tutmak istemiyor. Yirmi yıldan beri mahkûmum olan arap yavrusu, bir kudurmuş kara köpek gibi görünüyor, elimi ısıracak sanıyorum; bununla birlikte, benim eğer elimden düşen kalemi bir gülle ile şehit olmuş bir bayraktarın bayrağı gibi kaldırmak isterseniz, uymağa hazırım. (...) Ekrem, biraz düşünelim. Bizim yaş kırka vardı. Ben ihtiyarladım, yeteneğimce ne yapabileceksem onu da yaptım. (...) İnancıma göre, ihtiyarlara uymayan gençler inatçı ise, genç­lere  uymayan ihtiyarlar da bağnaz sayılır...

(F. A. Tansel: Namık Kemal'in Husûsî Mektupları, Cilt: II, 1969, s. 346-348)

Sadeleştiren: Cevdet KUDRET

Bu yazıyı paylaşın