Tanzimattan Günümüze Değin Mektup/ Kemal Demiray

Mektup insanlar arasındaki sosyal ilişkilerden, kişisel ve sosyal sorunlar üzerinde düşünce alış­verişi gereksinmesinden doğmuş bir anlatım yoludur. Nurullah Ataç pek haklı olarak "...Her yazı mektuptur. Şiir, hikâye olsun; deneme, eleştirme olsun; hepsi birer mektuptur...'" der. "Evet, her yazı bir mektuptur, ama her yazı mektup gibi yazılmaz. Mektup yazan adam ille bir konuda kalacağım diyeçırpınmaz, oradan oraya geçer, yukarıda bir diyeceğini unutmuşsa onu aşağıya yazıverir; kendin­den açar, ahbaplarını, arkadaşlarını anlatır."2 Gerçekten kendine özgü bir anlatım yolu vardır mektupların. Bu özellik biçimde, kişisel anlatımda, düşüncelerin sıralanışında kendini gösterir.

Kişinin düşüncelerini, sorunlarını, çevresinde olup bitenleri yakınlarına bildirme gereksinmesin­den doğduğuna işaret ettiğimiz mektubun insanlık tarihinde uzun bir geçmişi vardır. Taşıtların gelişmesi, posta işlerinin kolaylaşması, gazete ve dergilerin, insanın yaşamında önemli bir yer alması, düşün yaşamındaki gelişmeler gibi nedenlerle mektup daha da önem kazanmıştır. Bu sonucu başka toplumlarda olduğu gibi, Türkiye'de de görmekteyiz. Nitekim Tanzimattan sonra Türk toplumun­da Batı kültürüne yönelme, basının gelişmesi, özel gazeteciliğin doğuşu, istibdat yönetimine karşı çıkma, Batıdan yeni sanat anlayışlarının ülkemize girişi gibi nedenlerle mektup günlük yaşamımızda eskisinden daha güçlü ve daha yaygın bir anlatım yolu olarak kullanılmıştır.

Tanzimata değin belâgatçılara göre yüksek, orta, adi diye üç çeşit üslup vardı. Mektup yazış biçimini uzun süre bu anlayış etkilemiş ve mektuplarda tumturaklı, süslü bir anlatımla yüksek üslup yaratılmaya çalışılmıştır. Bu yüzden Tanzimatın ilk yıllarında, Şinasi'nin Paris'ten annesine gönderdiği mektup anlatımı yönünden alay konusu olmuştur. Fakat giderek mektuplarda söz cam­bazlıkları yapmak, anlatımı alabildiğine süslemek yerine konuşma dilini kullanma eğilimi yaygınlaş­mıştır.

II. Meşrutiyetten sonra "sade lisan" akımıyle Türkçe yazma bilincinin uyanması; Atatürk'ün, 1932 yılında Türk Dil Kurumunu kurmasından sonra bu anlayışın güçlenmesi, yaygınlaşması mek­tup dilini de etkilemiştir.

Mektup, Tanzimattan sonra, yalnız kişiler arasında haberleşme aracı olmakla kalmamış, yazında da önemli bir tür olarak karşımıza çıkmıştır. Bunun için Tanzimattan sonra mektup türünü şu yön­lerden incelemek gerekir:

I.  Düzyazı olarak yazılan mektuplar:

  1. Özel mektuplar,
  2. Resmî ya da iş mektupları,
  3. Mektup biçiminde yazılan başka yazılar:

a.  Tartışmalar, eleştiriler,

b.  Romanlar, öyküler,

c.  Gezi yazıları.

II.  Koşuk biçimindeki mektuplar:

Bu mektuplardan okuru etkileyecek güçtekilerle anlatımı yönünden özgünlüğü bulunanlar, yazıldıkları döneme, çevreye, yazanın yaşamına ışık tutanlar yazın değeri kazanırlar.

Tanzimattan günümüze dek yazılan ve basılan başlıca mektupları yukardaki ayırıma göre gözden geçirelim:

Tanzimat döneminde özel mektuplar:

Tanzimat'tan sonra ilk mektup örnekleri, Akif Paşa'nın 1846'da basılan Münşeat-ı Elhac Akif Efendi ile 1885'te yayımlanan Muharrerat-ı Hususiye-i Akif Paşa kitaplarında bulunmaktadır. Bunlar­dan birincisindeki mektuplar resmî bir dille, münşeat kitaplarında görülen örneklerini andırır yolda kaleme alınmıştır. İkincisindekiler ise anlatım yönünden, birincilerden çok farklıdır. Bu ikinci yapıttaki mektuplarda, yazar, sürüldüğü yerlerde çektiği sıkıntılardan söz eder.

Bu dönemde dikkatleri üzerinde toplayan mektuplardan biri Şinasi'nin Paris'ten annesine yaz­dığı mektuptur. 11 şubat 1851'de yazılan bu mektubun dili yönünden bu çeşit yazılara örnek olduğu söylenebilir.

Tanzimatta mektuplarıyle üzerinde durulacak yazarlardan en önemlileri Namık Kemal ile Abdülhak Hâmit'tir. Özellikle Namık Kemal'in sayfalar süren mektupları hem Osmanlı tarihi, hem yazın tarihi ve dil yönlerinden incelenmeğe değer niteliktedir. Bunlardan bir kısmı daha önceleri Numune-i Edebiyat-ı Osmaniye'de3 yer almıştır. Son yıllarda, Türk Tarih Kurumunca yazarın ailesin­den satın alınan bin kadar mektubu Fevziye Abdullah Tansel elden geçirmiş; bunlar gerekli açıkla­malarla birlikte, 3 cilt olarak yayımlanmıştır.4

Birinci cildin ilk bölümünde 1865-1867 yılları arasında İstanbul'dan Diyarbakırlı Naim'e, Les-kofçalı Galip'e, Kani Paşazade Rifat'a yazılan mektuplardan başka üç mektup daha bulunmaktadır. İkinci bölümde 16 mayıs 1867'dan kasım 1870'e değin Avrupa'dan yazılmış mektuplar vardır. Bun­lardan çoğu, babası Mustafa Âsim Bey'e Namık Kemal'in yazdıklardır.

Üçüncü bölümde nisan 1873 ile mayıs 1876 tarihleri arasında Magosa'dan yazılan mektuplar bulunmaktadır.

ikinci ciltte, İstanbul (şubat-mart 1877) ile Midilli (temmuz 1877-27 aralık 1879)'den yazılan mektuplar vardır. Bunlardan başlıcası Teodor Kasap'a, oğlu Ali Ekrem (Bolayır)'e, Menemenli Rifat Bey'e, kızı Feride Hanım'a, Ebuzziya Tevfik'e yazılmıştır.

Üçüncü ciltte, 7 ocak 1880-19 ekim 1884 arasında Midilli'den yazılan mektuplar bir araya getiril­miştir. Bu ciltteki mektuplardan çoğu da Menemenli Rifat'a, Feride Hanım'a, Ebuzziya Tevfik'e yazıl­mıştır. Ayrıca Cezair-i Bahr-i Sefit Valiliğine, Yunan Konsolosluğuna ve Abdülhamit'e yazılmış resmî yazılar da bu ciltte bulunmaktadır.

Bu mektuplarda Namık Kemal'in sanatla ilgili düşünceleri, çevreden edindiği izlenimler ya da bazı kişilerle ilgili yargılar bulunmaktadır. Hemen hemen hepsinde, yazarın makalelerinde, romanla-larında gördüğümüz yabancı tamlamalar ve yabancı sözcüklerle yüklü, uzun tümceli, benzetmelerle bezenmiş anlatımı yerine yalın,yapmacıksız bir dil kullanılmıştır. Hele kızı Feride Hanım'a yazdıkları zamanın konuşma dilinden farksız olsa gerek.

Resmî yazıların giriş ve sonuç tümceleri, devrin bu çeşit mektuplarında görülen anlatım gibi ağdalıdır.

Tanzimat döneminde, yazın hayatında olduğu gibi, mektuplarıyle de önemli kişilerden biri Abdülhak Hâmit'tir. Ünlü şairin kimi mektupları, sağlığında Mektuplar5 adiyle iki ciltte yayımlan­mıştır. "Basan"ın kitaba yazdığı önsözde önemli, önemsiz bütün mektupların bir araya getirildiği, gereken noktaları Süleyman Nazif'in dipnotlarla açıkladığı belirtiliyor.

Bu ciltlerde Namık Kemal'e, Recaizade Ekrem'e, Murat Beye, Samipaşazade Sezai Beye yazdıkları mektuplarla bunlardan kendisine verilen yanıtlar bulunmaktadır. Bunlar, Hâmit'in sanat görüşleri­ni, çevre ile olan ilişkilerini yansıtması yönlerinden yazın tarihimiz için önemli belgelerdir. Adlarını sıraladığımız bu kişilerden başkalarına yazılmış mektuplar kısa olduğu gibi, üzerinde durulmağa değer özgünlükleri de yoktur. Hâmit, Pirîzade İbrahim Beye yazdığı bir mektupta bu kusurla ilgili nedeni şöyle belirtiyor: "Geçenki mufassal mektubunuzun cevabı muhtasar olduğundan bahisle daha uzun yazsam daha ziyade memnun olacağınızı bildiriyorsunuz. Vallahi birader, bilirsiniz ki ben sizin gibi yazı yazmağa üşenmem. Boş vakitlerimi daima yazı ile geçiririm. O cihetle meşguliyetim olmadığı halde size yazacağım mektuplar da uzun olmak mümkündür. Ne fayda ki kendimi meşgu­liyetten hâli bulamıyorum. Hiç bir işim olmasa her hafta lâakal on beş kadar ahbap mektubu yazmak lâzım geliyor. Bu ise size uzun yazmağa meydan vermiyor. Fatma Hanım da mektuplarımın kısalığın­dan şikâyete başladı. Bu, delâlet eder ki muhtasar olan yalnız size yazdığım kâğıtlar değildir."6

Hâmit'in mektupları, Namık Kemal'in mektuplarına bakarak daha süslüdür, yabancı tamlama­lar ve yabancı sözcüklerle daha yüklüdür. Şu birkaç satırlık örnek bu savımızı kanıtlayacak nitelikte­dir: "Bir valide ne demektir?.. Şu kürre-i hâkin üzerinde bir mevcud-u fâni veya vücud-u hakikiye nisbet o ne demektir?.. Hiç!.. Fakat ben o hiçten hâsıl oldum. Muhasebat-i ilâhiyede bir sıfır bile bir adettir."7

Birinci ciltte yer alan Samipaşazade Sezai ile Recaizade Ekrem'in Hâmit'e yazdıkları da yazın tarihimiz ve dil yönünden önemle üzerinde durulacak niteliktedir.

Recaizade Ekrem'in Hâmit'e yazdığı bir mektupta "bir yanardağdan Keşiş dağına intikal edeceğiz. O mübarek, gerçekten mübarek imiş ya! Artık bu defa bizleri çekememezliği bütün bütün meydana koydu."8 diye üzerinde durduğu Muallim Naci de sağlığında Mektuplarım (1303) adlı kitabında kimi mektuplarını toplamıştır. Bundan başka, sürüldüğü Sakız'dan İstanbul'a döndükten sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesinin yazın bölümünü yönetinceye dek Ahmet Mithat Efendi'ye, Ahmet Mithat Efendi'nin de kendisine yazdıkları Muhaberat ve Muhaverat9 başlığıyle kitap halinde yayımlanmıştır. Bu mektuplardan Naci'nin aile durumu, yetiştiği çevre, o devrin kimi kişileri, resmî görevi, şiir anlayışı gibi noktaları öğrenmekteyiz.

Görülüyor ki Tanzimat devri yazarları çok mektup yazmışlar ve bu mektuplardan çoğu da kitap halinde yayımlanmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi, bunlardan kimisinde o dönemin üslup anlayı­şı, zevki belli olmaktaysa da, yine de bu tür yazılarda başka türdekilerden daha yalın bir anlatımla karşılaşmaktayız.

Namık Kemal, Abdülhak Hâmit, Recaizade Ekrem, Samipaşazade Sezai gibi başta gelen sanat­çıların özel mektuplarında görülen hitaplar da üzerinde durulacak niteliktedir. En yakın kişilere yazılanlarda bile Istanbulinli bir İstanbul efendisinin kibarlığı, nezaketi, ağırbaşlılığı, saygısı bu baş­lıklarda belirgin durumdadır.

Edebiyat-ı cedide dönemi:

Bu dönem yazarlarının özel mektupları kitap halinde yayımlanmamıştır. Kimi mektuplarına ancak şurada burada rastlamaktayız. Tercüme dergisinin Mektup Özel Sayısında10 yayımlanan Halit Ziya Uşaklıgii'in iki, Tevfik Fikret'in üç mektubu bunlardandır.

Fikret'in bu mektuplarından biri Muallim dergisinin 8 eylül 1333 günlü sayısında yayımlanmıştır ve mektuptaki "Koca bir âlem içinde yalnızım, Nazif." cümlesinden o günlerde Bursa mektupçusu olan Süleyman Nazif'e yazıldığı anlaşılmaktadır. İkinci mektup "hususî" başlığını taşıyor. Bu mektup, "1908 İnkılâbının" birinci yıldönümünü kutlamak için İstanbul'da Hürriyet-i Ebediye Tepesinde dü­zenlenen törenle ilişkilidir. Üçüncü mektup Kandilli'de açılacak kız okulunun tüzüğü ile ilgili olarak bir dosta yazılmıştır. Her üç mektup da onun toplum içindeki tedirginliğini, kötümser yaşamını yansıtmaktadır. Bu mektuplarda Fikret'in anlatımı şiirlerindeki gibi ağdalıdır.

Halit Ziya'nın iki mektubu da Cumhuriyet döneminde yazıldığı için, bu Edebiyat-ı Cedide yazarının eski üslup özelliğinden pek az iz taşımaktadır. 1943 yılında Suut Kemal'e yazılan mektupta yazar, çocukluktaki okuma merakından, yazdığı romanlardan söz etmekte, Nemide, B/r Ölünün Defteri, Mai ve Siyah, Aşk-/ Memnu ile ilgili görüşlerini belirtmektedir. 1950 yılında yazılan ikinci mektup, adı belirtilmeyen bir Fransız yazarı için kaleme alınmıştır. Bu mektupta da Ankara ve İstanbul'daki müzik, tiyatro hareketlerinden, bunların yurdumuzdaki gelişmesinden söz edilmek­tedir.

1908 sonrası:

II. Meşrutiyetten sonra, toplum yaşamında birbirini kovalayan ağır olayların etkisiyle önemli kişiler arasında yazılmış mektuplar-bu dönemde-ortaya çıkmamıştır denebilir. Bu dönemin önemli iki yazarının, Ömer Seyfettin ile Ziya Gökalp'ın, mektupları ancak Cumhuriyet döneminde yayım­lanma olanağını bulmuştur.

Ömer Seyfettin'in mektuplarından kimisi, Ali Canip Yöntem'in hazırladığı Ömer Seyfettin adlı kitapta bulunmaktadır."

Ömer Seyfettin, bu mektuplarında dilin "sadeleşmesi", hikâyelerinin yayımlanması ve geçimi ile ilgili konulara yer vermiştir.

Ziya Gökalp'ın, İstanbul'un işgali üzerine İngilizler tarafından sürüldüğü Malta'dan ailesine gönderdiği mektuplardan 14 tanesini Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalp, Hayatı ve Eserleri adlı kitabı­na koymuştu.12

Daha sonra Türk Tarih Kurumu, Ziya Gökalp'ın Limni ve Malta'dan, 1919-1921 yılları arasında eşine ve çocuklarına gönderdiği 164 kart ile 534 mektubu satın almış; bunları Ziya Gökalp Külliyatı -II adiyle yayımlamıştır.'3

Ziya Gökalp, mektuplarında, bulunduğu yerlerle ilgili kısa ayrıntılar vermekte, ailesine üzülmeme-leri için tesellide bulunmakta; kimi mektuplarında da felsefî, sosyal, eğitsel konulara değinmektedir. Kısa ve gösterişsiz birer hitapla başlayan bu mektupların anlatımı da süssüz, yalındır. Yabancı tamla­malar hiç yok gibidir. Namık Kemal'in, Hâmit'in mektuplarından farklı olarak, Ziya Gökalp'ınkiler kısa, fakat özlüdür: Görüşlerimizi yanıtlamak için onun bir mektubundan bir paragrafı aktarıyoruz:

"Çocuklar, bilmece oyununa çok meraklıdır. İşte hesapla hendese ilmin bilmeceli bir kısmıdır ve ileride okunacak hikmet gibi, kimya gibi ilimlerin de temelidir. O halde bu iki derse büyük bir ehemmiyet vermek lâzım. Hesapla hendeseden sonra, edebiyata ve şiire kıymet vermeli; çünkü bu iki hüner de gayet eğlenceli ve zevklidir.""

Cumhuriyet döneminde:

Yazın tarihimizde Edebiyat-ı Cedide dışında sanat yaşamını sürdürdüğü kabul edilen Hüseyin Rahmi Gürpınar ile Fecr-i Âti şairi olarak tanınan Ahmet Haşim'ın mektuplarından birkaçı bu dö­nemde yayımlanmıştır.

Ahmet Haşim'in, İaşe-i Umumiye Teşkilâtı müfettişliği göreviyle Anadolu'da dolaşırken Refik Şevket İnce'ye gönderdiği beş; Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ya yolladığı iki mektup Ahmet Haşim adlı kitapta bulunmaktadır." Bu mektuplarda Anadolu'dan edinilmiş ilgi çekici gözlemlere rastla­maktayız.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın, Refik Ahmet Sevengil'e yazdığı yirmi mektubu Hüseyin Rahmi Gürpınar'* adlı kitapta görmekteyiz. Bunlardan biri Mısır'dan, ötekiler de Vakit gazetesinde yayımlanacak romanlarıyle ya da arkadaşlık ilişkileri dolayısıyle yazılmıştır. Bu mektuplar, Gürpınar'ın yaşamını, karakterini, romanlarıyle ilgili çalışmalarını aydınlatması bakımından önemlidir. Bunlar, anlatım yönünden de canlı, sürükleyicidir.

Yakup Kadri'nin 1937'de Hasan Âli Yücel'e yazdığı bir mektup da Edebiyat Tarihimizden" adlı kitaptadır. Bu, Yücel'in babasının ölümü üzerine yazılmış bir başsağlığı mektubudur. Aynı kitapta Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın 1949 yılında Hasan Âli Yücel'e yazdığı bir mektup daha vardır. Bölükbaşı, bu yazısında Osmanlı kültürünü Hellenizmin etkilediğini ileri sürmektedir.

Yahya Kemal'in biri 1924'te Paris'ten, öteki 1926'da Varşova'dan Abdülhak Şinasi Hisar'a yazdığı iki mektup Tercüme dergisi Mektup Özel Sayısında yayımlanmıştır.,s Varşova'dan Fazıl Ahmet Aykaç'a yazılmış bir başka mektubunu da Eğil Dağlar19 adlı kitapda görmekteyiz. Bu mektupta Be-yatlı, Esir Jeminüs ve Altor şehri başlıklı sohbetini tekrar okuduğunu bildiren Fazıl Ahmet Aykaç'a o yazının yazılışı ile ilgili anısını anlatıyor, "şiir ve nesirde yaşayacak yönün yalnız temiz duygular" olduğunu belirtiyor. Yine Beyatlı'nın Edebiyata Dair20 kitabında Faruk Nazif Çamlıbel'e Varşo­va'dan yolladığı mektubun bir kısmı vardır. Yazar, bu mektupta da şiir anlayışına değiniyor.

Cumhuriyet döneminin önde gelen şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı'nın Diyarbakır'dan, öğrenci olarak bulunduğu Paris'ten, askerliğini yaptığı Burhaniye ve Ilıca'dan arkadaşı şair Ziya Osman Saba'ya 1930-1946 yılları arasında yazdığı mektuplar Cumhuriyet döneminde yayımlanmış bu tür kitapların en genişidir.21 Şair bu mektuplarında şiire olan tutkusunu, şiirle uğraşlarını coşku ile anlatmakta, kendi kuşağından olan şair arkadaşlarından söz etmekte, yer yer onlarla ilgili yargılarını belirtmektedir.

Yaşar Nabi de kendisine yazı gönderilmesi dolayısıyle ya da arkadaşlık ilişkileriyle tanınmış şair ve yazarlardan gelen mektupları Dost Mektuplar22 adlı kitapta yayımlamıştır. Bu kitapta Ab­dülhak Şinasi Hisar'ın, Hamdullah Suphi Tanrıöver'in, Reşat Nuri Güntekin'in, Nahit Sırrı Örik'in, Nurullah Ataç'ın, Sabahattin Ali'nin, Sait Faik'in, İlhan Tarus'un, Sabri Esat Siyavuşgil'in, Ziya Os­man Saba'nın, Cahit Sıtkı Tarancı'nın, Orhan Kemal'in mektupları bulunmaktadır.

Atatürk'ün Özel Mektupları23 adlı bir kitapta büyük asker ve devlet adamının kimi mektupları bulunmaktadır. Bu kitabın birinci baskısında 42, ikinci baskısında 80 mektup vardır. Bunlar Kurtuluş Savaşı öncesinde, Kurtuluş Savaşında ve Kurtuluş Savaşından sonra yazılmışlardır. Atatürk'ün Dil Devrimi hareketinden önce yazdığı bu mektupların dilleri, ağdalı oldukları için sadeleştirilmiş; ancak ululama sözlerine ilişiimemiştir.

Tercüme Mektup Özel Sayısında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ikisi Ahmet Kutsi Tecer'e, biri Adalet Cimcoz'a 1959-1960 yıllarında Fransa'dan yazılmış üç mektubu vardır. Bu mektuplarda Fransa'daki sanat hareketleri çok canlı, ilgi, çekici bir dille anlatılmakta; sanatçı yabancı bir ülkede duyduğu bunalımını da duyurmağa çalışmaktadır. Onun "Antalyalı Bir Kıza" başlığını taşıyan bir mektubu da, ölümünden sonra yayımlanan Edebiyat Üzerine Makaleler24 adlı kitapta bulunmaktadır. Yazar, bu mektubunda kendine özgü anlatımı ile çocukluk anılarını, sanat ile ilgili düşüncelerini, şiir anlayışını, şiirle uğraşlarını uzun uzadıya anlatmaktadır.

N. Hikmet Ran'ın, Kemal Tahir'e gönderdiği mektuplar da son yıllarda Hapishaneden Mektup­lar adiyle yayımlanmıştır.

Özel mektuplardan bir kısmının dergi, gazete sayfalarında kaldığını burada belirtmeliyiz. Örneğin daha yakınlarda ölen Halikarnas Balıkçısı üzerine yayımlanan anılarda onun yazdığı mektupları da görüp okuduk. Biz burada bu çeşit yerlerde yayımlanan mektuplara değinmedik, yalnız kitaplarda yer alanlar üzerinde durduk.

Resm! mektuplar:

Tanzimattan sonra yazılan resmî mektupların dillerinde pek büyük bir değişiklik görülmez. Akif Paşa'nın 1846'da Münşeat-ı E/hac Akif Efendi adiyle basılan kitabındaki Mabeyne yazılan mektup­ların dilleri böyledir. Yine o dönemin resmî mektup örneklerini Mehmet Sadık FUfat Paşa'nın Mün-tahabat-ı Asar'ında, Reşit Paşa'nın Evrak-ı Siyasiye-i Reşit Paşa adlı kitabında, tanınmış kişilerin mek­tupları derlenerek, seçilerek hazırlanan Muharrerat-ı Nadire, Müntahabat-ı Osmaniye gibi yapıt­larda görmekteyiz.

Kurtuluş Savaşımızın eşsiz tarihi olan Nutuk'taki mektuplar, emirler, raporlar bu çeşit yazıların örnekleridir.

Son yıllarda resmî mektupların dillerinde, eskilerine göre çok büyük bir değişme ve gelişme olduğunu küçük bir inceleme bize gösterebilir.

Mektup biçiminde yazılmış eleştiriler, tartışmalar:

Tanzimattan sonra yazınımıza Batıdan giren eleştirinin yine Batı etkisiyle mektup biçiminde de yazıldığı görülür. Bu tür mektuplar arasında Ziya Paşa'nın Harabat adlı antolojisi için Namık Kemal'in yazdığı Tohr/b-i Horobot'ı" ile Takib-i Harabat'\26 vardır. Mecmua-i İrfan Paşa'da yeni şiire ve gençlere sataşılması üzerine İrfan Paşa'ya Mektup'u27, Recaizade'nin çevirdiği Mes Prisons adlı ki­tapla ilgili olarak yazdığı Mes Prisons Muahezesi28 onun bu çeşitten yazılarıdır.

Muallim Naci ile Şeyh Vasfi, Osmanlı şiirinin durumu ve geleceği üzerine karşılıklı mektuplar yazmışlar ve bunları Şöyle Böyle29 adiyle yayımlamışlardır. Bu kitapta 12 mektup bulunmaktadır.

Beşir Fuat'ın yazdığı Victore Hugo monografisi, Muallim Naci ile karşılıklı mektuplar yazmalarına yol açmıştır. Her iki yazar mektuplarında eleştiri, şiir, dil, yazım, dil öğretimi, sözlüğün önemi gibi konularda düşündüklerini birbirlerine bildirmişlerdir. Yazarlarının ölümünden sonra, bu yedi mektup İntikad3" adiyle yayımlanmıştır.

Ahmet Mithat'ın Corneille'in C/'d'ini özetleyerek eleştirili bir kitap yayımlaması Sait Bey'le aralarında mektup biçiminde birtartışmaya yol açmıştır. Bu mektuplar iki ayrı kitapta toplanmıştır.31

1908'den sonra Ali Canip (Yöntem) ile Cenap Sahabettin "sade lisan" ve Türkçülük konularında mektup biçimindeki yazılarıyle tartışmışlardır. Ali Canip, bu konuda yazdığı altı mektubu Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Beyle Münakaşalarım32 adlı yapıtına almıştır.

Cenap Şahabettin'in alaylı bir dille Ali Canip'e verdiği bir yanıt Evrak-ı Eyyam'dadır.33 Bu mek­tubunda Cenap Sahabettin, "yeni lisan" hareketinin sürekli olmayacağı savını ileri sürmektedir.

Aynı yapıtta başka mektuplar da vardır. "Oğluma Mektup" başlığını taşıyan yazılarda Cenap, toplum içinde davranış, meslek, ahlâk, yazın ve şiir, saadet ile ilgili konularda öğütler vermektedir.

Bu kitapta Celâl Nuri Bey'e, Selâhattin Âsim Bey'e hitaben yazılmış mektuplar da bulunmak­tadır.

Cumhuriyet döneminde yazın, eleştiri ile ilgili düşüncelerini okurlarına mektup biçimindeki yazılarıyle sık sık sunan en önemli yazar Nurullah Ataç'tır. Yazarın sanat kcnularıyle ilgili görüş­lerini belirttiği mektupları Okuruma Mektuplar2* adiyle yayımlanmıştır. Bu çeşit mektuplarından dör­dü de Ararken35 adlı kitabındadır. Kezidan'a Mektuplar başlığıyle yazdıkları ise gazete sütunlarında kalmış, kitap haline getirilmemiştir.

Mektup biçiminde yazılmış eleştirilerin bir çeşidi de takrizlerdir. Bunlar, bir yapıt üzerine yaza­rın güvenilir bir sanatçıdan görüşünü belirtmesini istediği için kaleme alınmış övme mektuplarıdır. Namık Kemal, Ahmet Mithat, Abdülhak Hâmit, Recaizade Ekrem, Muallim Naci takrizler yazmış­lardır. Recaizade Ekrem'in Menemenli Tahir'e hitaben mektup biçiminde yazdığı Takdir-i Elhan,36 onun şiir anlayışını belirtmesi bakımından önemlidir. Recaizade Ekrem daha sonraları bütün takriz­lerini Takrizat37 adlı küçük bir kitapta toplamıştır.

Gazetelerde, dergilerde ve kimi kitaplarda rastladığımız "açık mektupları" da burada anmalıyız. Bu çeşit mektuplarda kimi sorunlar ya da kitaplar üzerinde tartışıldığı görülür. Cenap Şahabettin'in Evrak-ı Eyyam'a aldığı Celâl Nuri'nin Tarih-i Tedenniyat-ı Osmaniye, Mukeddarat-ı Tarihiye adlı kitapları için yazdığı iki mektup bunlardandır. Bu mektuplarda Cenap tam bir Edebiyat-ı Cedideci diliyle Osmanlı devletinin çöküşü nedenleri üzerinde durmaktadır.

Tanzimattan sonra kimi yazarlarımız bir makale biçiminde anlatılabilecek konuları da mektupla anlatmayı denemişlerdir. Örneğin Ahmet Mithat matematik, kozmografya, politika, ekonomi ile ilgili bilgiler verdiği Hall'ül-ukd3B adlı kitabiyle, Schopenhauer'in Hikmet-i Cedides'i,33 İhbar-i Asara Tamim-i Enzar*" kitapları bunlardandır.

Mektup biçiminde yazılan romanlar, öyküler:

Roman ve öykülerde, kişilerin yaşamlarını, ruh hallerini kendi ağızlarından anlatmak daha etkili bir yol olduğu için mektuptan yararlanılabilir.

Tanzimattan sonra Batının kimi tanınmış yapıtlarından birkaç mektubun Türkçeye çevrildiğini görmekteyiz. Münif Paşa'nın, Jean Jacques Rousseau'nun NouvoUe He/oise'inden çevirdiği iki mektup ile aynı yapıttan Münif Paşa'nın çevirdiği bir başka mektup, Recaizade'nin, Ahmet Mithat'ın Alexan-dre Dumas Fils'in La Dame Aux Comef/os'sından çevirdikleri mektuplar bu arada sayılabilir.

Türk yazınında ilk kez Hüseyin Rahmi Gürpınar bu anlatım yolunu karı-koca geçimsizliğini iş­lediği Mutallaka41 romanında denemiştir. Yazar, Sevda Peşinde*2 romanının ikinci bölümünde de mek­tuptan yararlanmıştır.

Edebiyat-ı Cedide yazarlarından Halit Ziya, Mehmet Rauf, Müftüoğlu Ahmet Hikmet kimi öykü­lerinde mektuptan yararlandılar.

1908'den sonraki öykücülerimizden Ömer Seyfettin, Tarih Ezelî Bir Tekkerrürdür, Bahar ve Kelebekler, Aşk ve Ayak Parmakları, Sivrisinek, Lokantanın Esrarı, Memlekete Mektup öykülerini bu biçimde yazdı.

Halide Edip-Adıvar'ın Handan*3 adlı romanı da mektuplardan oluşmuştur. Harap Mabetler** adlı kitabındaki İmzasız Mektuplar öyküsü de böyle yazılmıştır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kadınlık ve Kadınlarımız,*5 Bir Serencam,*" Milli Savaş Hikd-leri," Okun Ucundan*3 yapıtlarında mektup biçiminde yazılmış öykülere rastlamaktayız.

Reşat Nuri Güntekin'in Sönmüş Yıldızlar*" adlı kitabındaki Sönmüş Yıldızlar, Bir Damla Göz Yaşı, Bir Hazin Hakikat, Yalan, Bir Hayal Kırıklığı, Kumandanın Şoförü öyküleri de mektup biçiminde yazılmışlardır. Bu mektuplarda kadın, erkek ruhu, aşk duygusu, anlaşmazlıklar üzerinde durulmak­tadır.

Sait Faik'in öyküleri arasında da mektup biçiminde yazılmış öykülere rastlamaktayız. Havada Bu/ut'ta50 gördüğümüz Birinci Mektup, İkinci Mektup, Sonu; Havuz Bası'ndaki51 Mektup bu özellik­teki öykülerdir.

Yazınımızda fıkra ya da röportaj olarak yazılmış, fakat "mektup" adı verilmiş yapıtlar da vardır. Ahmet Rasim'in 4 ciltlik Şehir Mektupları fıkra ve sohbetlerden, Mahmut Yesari'nin Yakacık Mektup­ları röportajlardan oluşmuş yapıtlardır.

Mektup biçiminde  yazılmış gezi yazıları:

Gezi izlenimlerini okurlarına anlatmak isteyen kimi yazarlarımız mektup biçiminde bir anlatım­dan yararlanmışlardır. Zaten uzaklara giden bir kimsenin gördüklerini oradan bildirmesi bir mektup­tan başka nedir?

Cenap Sahabettin, 1897'de görevle gittiği Hicaz gezisini önce Servetifünün dergisinde mektup biçiminde yazdı. Sonra bunlar Hac Yolunda52 adiyle yayımlandı. Yazar, 1916-1917'de Viyana ve Ber­lin'e yaptığı geziyi Avrupa Mektupları'nda?3 anlattı.

Ahmet Rasim, Romanya gezisi üzerine Romanya Mektupları''m54 yayımladı.

Falih Rıfkı Atay, dünya bunalımına bir çare bulmak amacıyle 1933 yılında Londra'da toplanan uluslararası konferansa katılmış ve izlenimlerini Ülkü dergisinin küçük kitapları arasında Londra Konferansı Mektupları" adiyle yayımlamıştır. Yazarın Danimarka'ya yaptığı bir gezinin izlenimleri Danimarka Mektupları başlığıyle bir gazetede yayımlandı ise de, bunlar kitap haline getirilmedi.

Koşuk biçimindeki mektuplar:

Tanzimattan sonra duygu ve düşüncelerini mektup biçiminde yazanlar da olmuştur. Koşuk bi­çimindeki mektup klişe sözlerden, yapmacık bir anlatımdan kurtulamamışsa okuru ilgilendirmeye­ceği gibi şiir niteliğini de kazanamaz. Mektup, bir kimseyle konuşmanın, dertleşmenin, haberleşme­nin yazıya dökülmüş biçimi olduğuna göre özenli bir anlatım sanatı olan koşuğa baş vururken, yap­macığa düşmemek için, çok dikkatli olmak gerekir.

Tanzimatta ve daha sonraları koşuk biçiminde mektup yazanların başında Namık Kemal, Mene­menli Tahir, Münif Paşa adlarını sayabiliriz.

İsmail Safa da kardeşi Vefa'yaüç beyitlik bir mektup yazdığı gibi, babasının memleketi Trabzon'a gidişini ve bu gezide gördüklerini, izlenimlerini 189 beyitlik mektubuyle anlatmıştır.56

Edebiyat-ı Cedide şairleri arasında yalnız Hüseyin Suat böyle bir mektup yazmıştır. Bu mektup Lâne-i Melal" adlı kitabındadır.

Aka Gündüz, Balkan savaşı sırasında İki Bayram93 adlı koşuk biçiminde mektup yazdı. Bu mek­tupta köylüler ağzından bir çavuşa hitap edilmektedir. Yurt sevgisini yansıtan Ana Mektupları, Oğluma Bozgun® adlı kitabındadır. Bu temada bir başka mektubu Halit Fahri Ozansoy yazmıştır. Bayram Mektubu adındaki bu şiir, Cenk Duyguları60 adlı yapıtındadır.

Ziya Gökalp, Kurtuluş Savaşından sonra Atatürk'e hitap eden manzum iki dilekçe yazmıştır61. Bunlarda, ekonomik durumun düzeltilmesi, halkın yetiştirilmesi önerilmektedir.

Kurtuluş Savaşıyle ilgili olarak bu tür mektuplardan birini Kemalettin Kamu, İzmir Yollarından Son Mektup62 başlığıyle bir erin ağzından yazmıştır.

Bu arada Orhan Seyfi Orhon'un Sevgiliye Mektup,63 Necip Fazıl Kısakürek'in Anneme Mektup,64 Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun Birinci Mektup, İkinci Mektup, Üçüncü Mektup, Dördüncü Mektup, Beşinci Mektup, İstida, İkinci İstida65 şiirlerini anmalıyız.

Aziz Nesin, Atatürk'e Mektup66 şiiriyle devrimlere ödün verilmesini yermiştir.

Yazımıza son verirken Orhan Veli'nin Oktay'a Mektupları''nı örnek olarak sunuyoruz.

Ankara 8.12.37

Saat 21

Kış kıyamet

Macar lokantasında yazıyorum 

İlk mektubumu Oktay'cığım

Bu gece sana bütün sarhoşların

Selâmı var.

Ankara 10.12.37

Saat 14,30

Şu anda dışarda yağmur yağıyor

Ve bulutlar geçiyor aynadan

Ve bugünlerde Melih'le ben

Aynı kızı seviyoruz.

Ankara 1.1.38

Saat 10

Bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz.

Ne üstte var, ne başta.

Onu sevmeseydim

Belki de beklemezdim

İnsanlar için öleceğim günü.67

1 Okuruma Mektuplar, Nurullah Ataç, Varlık Yayınevi, İstanbul 1958, s.3.

2 Aynı yapıt, s.4.

3  Numune-i Edebiyat-ı Osmaniye, Ebuzziya Tevfik, 1876, altıncı baskı, 1913.

4  Namık Kemal'in Husûsî Mektupları: 1,11,111, Fevziye Abdullah Tansel, Türk Tarih Kurumu
Yayınları, 1967,1969,1973.

5  Mektuplar: 1,11, Abdülhak Hâmit, Âsar-ı Müfide Kütüphanesi, İstanbul, Matbaa-i Âmire, 1334-
1335.

6  Mektuplar, I: s. 264-265.

7  Aynı yapıt, s. 95.

8  Mektuplar, I : s. 159.

Muhaberat ve Muhaverat, Ahmet Mithat-Muallim Naci, İstanbul 1311.

10 Tercüme "Mektup özel Sayısı": 77-78,1964, s. 457-464.

11   Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, İstanbul 1947.

12  Ziya Gökalp: Hayatı ve Eserleri, Ali Nüzhet Göksel, İkbal Kütüphanesi, İstanbul 1931, 1949.
15 Ziya Gökalp Külliyatı-ll. Limni ve Malta Mektupları, hazırlayan: Fevziye Abdullah Tansel,

TTK, Ankara 1965.

14  Aynı yapıt, s. 73.

15  Ahmet Hafim, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara Hâkimiyet-i Milliye Matbaası.

16  Hüseyin Rahmi Gürpınar, Refik Ahmet Sevengil, İstanbul, Hilmi Kitabevi, 1934, 1944.

" Edebiyat Tarihimizden, Hasan Âli Yücel, Ankara, İş Bankası Kültür Yayınları.

18   Tercüme, Mektup Özel Sayısı 77-80. s. 472-473.

19   Eğil Dağlar, Yahya Kemal Beyatlı, İstanbul 1966, s. 312-313.

20   Edebiyat Dair, Yahya Kemal Beyatlı, İstanbul 1971, s. 48.

21   Ziya'ya Mektuplar, Cahit Sıtkı Tarancı, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1957.

22   Dost Mektuplar, hazırlayan ve sunan: Yaşar Nabi, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1972

23   Atatürk'ün Özel Mektupları, hazırlayan: Sadi Borak, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1961, 1970.

24   Edebiyat Üzerine Makaleler, Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul, M.E. Basımevi, 1969, s. 484-491.

25 Tohrıb-i Harabat, Namık Kemal, 1301 (1885).

26 Takib-i Harabat, Namık Kemal, 1301.

27 İrfan Paşa'ya Mektup, Namık Kemal, 1301.

28 Mes Prisons Muahezesi (Ebüzziya Mecmuası), 1301.

29 Şöyle Böyle, İstanbul, Şirket-i Mürettibiye Matbaası, 1302 (1886).

30 İntikat, Muallim Naci- Beşir Fuat, İstanbul Mahmut Bey Matbaası, 1304 (1888),

31 Sait Beyefendi Hazretlerine Cevap, Ahmet Mithat, İstanbul 1314 (1898).
52 Millî Edebiyat Meselesi ve Cenap Beyle Münakaşalarım, Ali Canip,.1918.

33 Evrak-ı Eyyam, Cenap Sahabettin, İstanbul, Kanaat Matbaası, 1331 (1915), s. 164-171.

34 Okuruma Mektuplar, Nurullah Ataç, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1958.

35 Ararken, Nurullah Ataç, Varlık Yayınevi, 1954.

36 Takdir-i Elhan, Recaizade Ekrem, İstanbul, Mahmut Bey Matbaası, 1301 (1885) 31 Takrizat, Recaizade Ekrem, İstanbul 1314 (1898).

38  Ho//'ü/-ukd, Ahmet Mithat, İstanbul 1307 (1892).

39  Bu kitap Şehremaneti Mektupçusu Nazım Bey'e hitaben yazılmıştır. İstanbul 1304 (1888).

40  Yazar, bu kitabında İsmail Hakkı Bey'e romanla ilgili görüşlerini açıklar. İstanbul 1307 (1892).

41  Mutallaka, Hüseyin Rahmi Gürpınar, İstanbul 1897.

42  Sevda Peşinde, İstanbul Hilmi Kitabevi, 1940.

43  Handan, Halide Edip (Adıvar), İkinci baskı, İstanbul, Tanin Matbaası, 1329.

44  Harap Mabetler, Halide Edip (Adıvar), İstanbul, İkinci Atlas Kitabevi, 1967. s. 111

45  Kadınlık ve Kadınlarımız, Y. Kadri Karaosmanoğlu, İstanbul, Orhaniye Matbaası, 1923.

46  Bir Serencam, İstanbul, Hilâl Matbaası, 1330.

47  Millî Savaş Hikâyeleri, Varlık Yayınevi, 1965.

48  Okun Ucundan, İstanbul Remzi Kitabevi, 1948.

49  Sönmüş Yıldızlar, Reşat Nuri Güntekin, 3. bas., İstanbul, İnkılâp Kitabevi, 1960.

50  Havada Bulut, Sait Faik, İkinci baskı. İstanbul, Varlık Yayınevi, 1955.

51  Havuz Başı, Sait Faik, İkinci baskı. İstanbul, Varlık Yayınevi, 1957.

52  Hac Yolunda, Cenap Sahabettin İstanbul Matbaa-i Kanaat, 1341,

53  Avrupa Mektupları, Cenap Sahabettin, İstanbul Matbaa-i Âmire, 1335.

54  Romanya Mektupları, Ahmet Rasim, İstanbul Ahmet İhsan ve Şürekâsı Matbaacılık Osmanlı
Şirketi, 1333.

55  Londra Konferansı Mektupları, Falih Rıfkı Atay, Ankara, Hakimiyet-i Milliye Matbaası, 1933.

56  Mevlid-i Pederi Ziyaret, İsmail Safa, İstanbul, Âlem Matbaası, 1312.

57  Lâne-i Melal, Hüseyin Suat, İstanbul, Tanin Matbaası, 1326.

58  Türk Kalbi, Aka Gündüz, İstanbul, Matbaa-i Hukukiye, 1327, s. 68.
49 Bozgun, Aka Gündüz, İstanbul, Kanaat Matbaası, 1334, 96-104,117.

60 Cenk Duyguları, Halit Fahri, İstanbul, Necm-i İstikbal Matbaası, 1333, s. 18.

61   Ziya Gökalp Külliyatı-I, hazırlayan: Fevziye Abdullah, TTK 1952, s. 327-329.

62   Kemalettin Kamu, Rifat Necdet Evrimer, İstanbul, Üçler Basımevi, 1949, s. 60.

63   Gönülden Sesler, Orhan Seyfi Orhon, İstanbul, Sebat Matbaası, 1928. s. 23.

64   Ben ve Ötesi, Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul, Semih Lütfi Kütüphanesi, 1932, s. 42.

65   Üçü Birden, Bedri Rahmi Eyuboğlu, İstanbul, Varlık Yayınları, 1953, s. 5-14

66   Türk Hiciv ve Mizah Antolojisi, hazırlayan M. Sunullah Arısoy, İstanbul Varlık Yayınevi, 1967.

67   Bütün Şiirleri, Orhan Veli, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1960.

Bu yazıyı paylaşın