9 Eylül 71
Sevgili arkadaşım Ömer!
Göz yaşartıcı mektubunu okuduktan sonra bir süre düşündüm ve senin içinde bulunduğun ortamı, bilmediğini sandığım bazı olaylarla birleştirince satırlarında ne denli haklı olduğunu, bu durumda benimde ne denli haksız bir durumda kaldığımı apaçık anladım.
Evet Ömer, gerçekten ben seni unutmuş ve hayırsızlık yapmış değilim. İster inan, ister inanma ben sana Ağustos ayının ortalarına doğru uzun bir mektup yazıp, Menekşe Oteli Bolu diye aynen senin verdiğin veya tarif ettiğin adrese göndermiştim. Anladığım kadarı ile bu mektup senin eline geçmemiş. Şener buradayken ona da sana yazdığımı ve bir haber alamadığımı söylemiştim. Gidecek veya mektup yazacak olursanız, Ömer’in bana yazmasını söyleyin demiştim. Bu arada her hafta size gidip annenden seni soruyordum. Sizinkiler Öner’den ve senden gelen haberleri bana söylüyorlardı. Valla Öner’in ne yapıp ne ettiğini senin ne yapıp ettiğinden daha fazla biliyordum. Sözlerimin doğruluğunu eve geldiğin zaman veya yazdığın zaman sizinkilerden check-up yapabilirsin. Bolu’ya gelmediğime gelince, açık konuşayım bu herhalde pek kolay olmazdı. Sizinkiler gittiği zaman (ilk olaylar sırasında) araba dolu olarak gelmişlerdi. Daha sonrada kendi başıma bir imkan yaratamadım. Birkaç kişi benimle beraber gelmeyi kabul etseydi inan ki gelirdim. Fakat herkese denize girmek daha cazip geldiğinden, bende yalnız başıma Bolu’ya gelmeyi bir külfet kabul edip denizi hafta sonu tatilimde (unutma ki bütün hafta o sıcaklarda işin başında çalışıyordum) tercih ettim. Birazda her hafta nasıl olsa bir dahaki hafta izin verirler, gelir düşüncesi de yerleşmişti. Ancak şunu gayet iyi biliyorum ki senin bulunduğun durumda, şimdi ne söylesem kendimi temize çıkarmaya yetmeyecek. Artık içtenliğime ve arkadaşlığıma güvenirsen bana inanabilirsin.
İşte böyle Ömer, günler geçiyor yazda bitti sayılır. Seni ne zaman salıvereceklerini sormak kanayan bir yaraya neşter atmaya benzeyecek. Umarım, çektiğin sıkıntılı günleri eve döndüğün zaman acı-tatlı bir hatıra olarak anımsarsın. Yaşantı boyunca insan her şeyin daha beteri ve kötüsünü düşünerek, kendine bir iyimserlik payı çıkarabilmeli, yani biraz polyannacılık oynamalı. Bilmem ne dersin, seni çok sıkılmış ve ezilmiş olarak tahmin ediyorum. Ama vazife büyük olduğuna göre sonuna dek sabretmek gerek. Gerçi benim askerliğim nasıl geçecek bilinmez ama şunu söylerim ki hayat yalnızca askerlik değildir.
Dileğim, mutlu günlerde, az sıkıntılı ortamlarda günlerini doldurup aramıza kısa bir zamanda katılabilmendir.
Sevgi ile…
Yücel
Not: 10 gün izne çıkmıştım. Bu sabah geldim ve senin mektubunu okuyup hemen cevap yazıyorum. Umarım kazasız belasız eline geçerde benimde yüzümü kara çıkarmaz.
Selam




Bu yazıyı paylaşın