... Tarihçi Guizot'nun memleketimiz üzerindeki düşüncesiyle ilgili fıkra, tarihinden kopya edilerek gönderilmiş, okudum. Avrupa düşünür ve tarihçilerinin bizi ilgilendiren yapıtlarına bu denli önem verdiğinize pek memnun oldum. Eğer bu özen, aklı başında yurttaşlarımızın çoğunda olacak olsa, öyle kötüye yorma ve kötü düşünceler yok olurdu.
Guizot, düşüncesini kendi çağına özgü saysa da geleceği karıştırmamış bulunsa ve bir gözlemi bir kural biçimine koymamış olsa idi, diyecek yoktu. Çünkü 1843 Türkiye'siyle 1890 Türkiye'si arasında çok fark vardır. Gui-zot'nun çağında Hıristiyanın tamklığı dinlenmez, katili kısastan kurtulamaz, her yerde aşağı ve baskı altında bulunur ve bir yerde saygınlık ve egemenliği görülmezdi. Yalmz resmî işlerde değil, yazı terimlerinde bile, sözün kısası âdi, medenî ve siyasî hukukta "haracgüzâr reâyâ" (haraca bağlı Hıristiyan uyruklar) deyimiye, uyruk katlarının en aşağısında idi.
Guizot bu hallere bakmış da istediğini söylemiş ve bulunduğumuz çağın ve yerin ister istemez hazırladığı gelecekteki değişiklikleri görmek istememiştir. Guizot, yönetime itiraz yerine ulusa itiraz etmiş. Bence yanılmasının temeli buradadır. Bir memleketin bir vakitteki kötü yönetimiyle ulusun yeteneği üzerine yargıya varılamaz. Bayındırlık ve ilerlemelerine imrendiğimiz ulusların yönetim ve inançça ne tutumlardan geçtikleri bellidir.
Bir zaman Rum ve Yunanlılar başka uluslara "barbar", Araplar da "a'câm" (Acemler, Arap olmayanlar, yabancılar) dedikleri gibi, eski uygar ulusların taklitçisi olan şimdiki Batılılar da Avrupa bayındır sınırları dışında olan ulusları yeteneksizlik lekesiyle aşağısama gururunda bulunduklarından, Guizot gibi siyasal görevde bulunan garazlı (maksatlı, garezli, önyargılı) düşünürlerin çeşitli insan toplulukları üzerine her söyledikleri sözlere hikmetin ta kendisi gözüyle bakılamaz.
... Mademki olgunluğa yetenekliyiz, ilerlemeye umutluyuz elbette.
İşte şu kısa sözler, Guizot'nun düşüncesi üzerindeki görüşlerimi anlatmaya yeterlidir. Uygarlık felsefesiyle ilgili böyle bir bahsi zât-ı devletleri gibi kültür ışığı ile vücudunu süslemiş bir gerçek dostla uzatmak isterdim. Ne yapalım ki kâğıt doldu. Yakınlık ve sevginizi özleyenlerdenim efendim.
21 Şubat sene 1890
Sadullah
(Ebüzziya Tevfik: Numune-i Edebiyat-ı Osmaniye, 6. bas., 1329, s. 318-320)
Sadeleştiren: Cevdet KUDRET
Bu yazıyı paylaşın